Perşembe, Kasım 26, 2020

Platzhalter roof5

 

Arama

Langfristige Artikel

Box Link

Events


 

 PANO

 

 

 
 
   
   
   

  

Dersimzaza.com'dan kısa bir açıklama

Facebook'ta sitemizin ismi ile benzerlik taşıyan bazı sayfalar görülmektedir. Bu sayfaların sitemizle hiç bir ilgisi yoktur. Sitemizin www.dersimzaza.com adresi dışında internet üzerinde herhangi bir hesabı ya da sayfası bulunmamaktadır.

Kamuoyunun dikkatine sunulur.

Dersimzaza.com

 


 

Yaşamın sınırlarında virüse karşı mücadele

 Yaşamın sınırlarında virüse karşı mücadele

 

Ahmet Aydın

10 Nisan 2020

 

Bütün dünyayı etkisi altına alan Covid-19 salgını, sadece önemli can kayıplarına ve gündelik yaşamda pratik olarak hissedilen değişikliklere yol açmakla kalmadı; aynı zamanda; insanların zihin dünyasında önemli bir çalkantıya ve sorgulamaya neden oldu. Bugüne kadar genellikle doğal ve toplumsal yaşam üzerine ahkam kesmiş olan insan, şimdi bizzat yaşam tarafından bir varoluş sınavından geçiriliyor. İnsanın zihin dünyasında çalkantıya ve sorgulamya yol açan belirleyici etken, tersine dönmüş bu süreçtir. Dolayısıyla insan, öncelikle yaşamın bu sınavı karşısında; zihninde sıklıkla beliren ''Nereye gidiyoruz?'' sorusuna bir cevap bulma arayışındadır. Zorunlu olarak bu çaba, insanın kendi kendisini, tarihini, bir bütün olarak kültürel, entelektüel ve maddi birikimini de sorgulamasına yol açıyor. Bugüne kadar, özellikle teknik alanındaki başarılarından ötürü doğa üzerinde zaferini ilan etmenin verdiği özgüvenle konuşmuş olan insan, şimdi o üstenci pozisyunu kaybetmiş gözüküyor ve yaşamın sorgulaması karşısında şaşkınlığını, kısmen çaresizliğini gizleyemiyor ve cevap ararken bocalıyor.

 

Daha önce, Kuşgribi, SARS, Ebola gibi salgınlar yaşanmışsa da, bu salgınlar hem bu derece hızlı ve geniş ölçekli yayılmamışlardı hem de bu kadar çok ölüme yol açmamışlardı. Bu salgın, belki de ilk kez, öldürücü bir virüsün insanlığın sonunu getirebileceği konusunda çağımız insanına pratik işaretler verdi. Daha çok bilim kurgu filimlerinin konusu olmuş olan bu tür kıyamet senaryolarının, hiç de absürd olmadıklarını, insanlar bizzat yaşayarak gördüler. Yaşamın gözle görülmeyen bir virüs tarafından alt üst edilebileceği, insanın elindeki maddi, entelektüel gücün ve teknik araçların bu yaşam karşıtı dalganın kırlımasına yetmeyebileceği, o yıkılmaz gibi duran devletlerin çaresiz kalabileceği, kutsal sayılan kurumların ve inançların, bir virüs karşısında anlamsızlaşabileceği az ya da çok biliniyor atık. Virüsün kaynağının bu anlamda bir önemi yok, virüs, ister doğadaki sığınağından uyandırılıp ortalığa salınmış olsun, isterse insana yabancılaşmış bir güç odağı tarfından üretilip yayılmış olsun, neden olduğu salgın, kaynağından bağımsız olarak nesnel bir olguya dönüşmüştür ve toplumsal yaşam üzerinde kalıcı izler bırakacak olan etkilerde bulunmuştur.

 

Covid-19 virüsü salgını, hızlı yayılma ve insandan insana bulaşma özelliği, evrilme rotasının belirsizliği ve tedavisinin henüz bilinmemesi nedeniyle, insanlar için kıyamete giriş sayılabilecek bir deneyimsel süreç oluşturdu. Belki de, daha önce yaşanmış salgın tecrübelerinden kalma bir alışkanlıkla, başlangıç aşamasında çok ciddiye alınmasa da, görülen bazı somut işaretler sonrasında, dünyanın farklı yerlerinde kısa süreli de olsa bir panik yaşandı. Özellikle market raflarının boşalması, gıda kıtlığının oluşabileceği yönünde bir kaygıya yol açtı. Sürecin belirsizliği ve vakaların giderek artan sayısı, iş yerleri ve fabrikaların tümden kapanması, ulaşımın ve iletişimin durması, elektiriğin, suyun ve gazın kesilmesi ve sağlık sisteminin çökmesi gibi, sosyal yaşamın tümden çöküşüne neden olabilecek kırılmaların yaşanması olasılığınını doğurdu. Ki aslında, daha üst derecede ölümcül bir virüs salgınında, bütün bu kırılmaların gerçekleşmesi fazlasıyla mümkündür. Panik ve toplum düzenine duyulan güvensizlik, kontrolsüz bir toplumsal kargaşaya yol açabilirdi. Böylesi bir ortam, salgının yarattığı yıkımın daha da derinleşmesine neden olurdu. Fakat şu ana kadar, böylesi bir durum yaşanmadı. Bu insanlık için önemli bir sınav ve deneyim olarak kaydedilebilir. Sanırız ki, yaşanan salgın deneyimi, hem salgın karşısında nasıl bir sosyal davranış gösterilmesi gerektiği konusunda hem de salgın hastalıklar, iklim dengesinin bozulması, göktaşı çarpması, süper yanardağ patlamaları ve nükleer savaş gibi küresel etkileri olacak felaketlerin; insanlık için varoluşsal tehditler oluşturduğu yönünde dünyada ciddi bir fakındalık oluşturmuştur.

 

Salgın tehdidi biliniyordu, önlem alınmadı

 

Bill Gates, 2014 yılında Batı Afrika'da etkili olmuş olan Ebola salgının etkilerinin sürdüğü bir süreçte yaptığı 2015 TED konuşmasında, şu öngörüde bulunmuştu: ''Önümüzdeki 10 yıllık zaman dilimlerinde, eğer bir şey 10 milyondan fazla insanın hayatına son verirse, bu bir savaştan çok yüksek derecede hızlı yayılabilen bir virüs olur. Füzeler değil ama mikroplar olur.''1 Bill Gates'in bir ölçüde konvansiyonel ve nükleer savaş riskini küçümsediği söylenenbilir, ancak onun virüs salgınıyla ilgili öngörüsünün objektif argümanlara dayanan gerçekçi bir öngörü olduğu, bugün yaşanan Covid-19 salgınıyla ortaya çıkmıştır. Vahşi hayvanlarda bulunan ve insanlara bulaşabilen ve bulaştığında da yaygın salgın hastalıklara yol açan virüsler (HIV, H5N1, Corona virüsleri gibi) bulunduğunu uzun bir zamandır biliyoruz. Başka bir şey daha biliyoruz, insanlar giderek artan bir biçimde vahşi hayvanların yaşadığı alanlara müdahale ediyorlar ve bu hayvanları avlayarak etlerini yiyorlar ya da satıyorlar. Bütün bu veriler yeni bir salgının nerdeyse kaçınılmaz olduğunu gösteriyor. Üstelik, tek bir dünya pazarı etrafında, iç içe geçmiş sosyal bağlarla birbirine bağlanmış olan bir nüfusa sahip olan dünyamızın her hangi bir bölgesinde ortaya çıkacak bir salgının, pandemiye dönüşmesi olasılığı oldukça yüksektir. Bill Gates'in öngörüsü Ebola salgını ışığında ve yukarıda saydığımız verilere dayanan bir öngörüdür. Aslında HIV, Kuşgribi, Ebola, SARS salgınları yaşandığında, pek çok insan virüslerin yarattığı tehlikeyi fark etmişti. Ancak sonradan yeniden gündelik hayatın rütin işleyişine dönüldüğünde, bu farkındalık kayboldu. Bu farkındalığı kurumsal yapıları ile sürdürmek ve gerekli tedbirleri almak zorunda olan devletler ise, sermayenin çıkarlarıyla örtüşmeyen ve daha fazla kâr getirmeyen halk sağlığı alanına yatırım yapma gereği duymadılar.

 

Almanya'daki Robert Koch Enstitüsü, çok sayıda resmi kurumla ortak olarak 10.12.2012 tarihinde “Risk Analizi ve Halkı Koruma” başlıklı rapor hazırladı. Alman meclisine sunulan bu rapor, Bill Gates'in, herhangi bir virüsten kaynaklanabilecek bir salgınla ilgili öngörülerinin ötesine geçerek, daha somut ve bilinen bir vürüs tehditine dikkat çekiyordu. Raporda, SARS-CoV'un yeni bir mutasyonunun oluşturabileceği salgınla ilgili bir senaryo oluşturuluyor ve alınması gereken tedbirler sıralanıyor. Nitekim bugün ortaya çıkmış olan Covid-19, SARS-CoV'nun yeni bir mutasyonudur. Yani raporun tehdit oluşturacak virüs tanımlaması çok isabetli olmuştur. Söz konusu raporda yer alan olası salgın seneryosu, 2003 yılında gelişen SARS salgını baz alınarak hazırlanmıştır. Ayrıca, olası bir virüs salgının yakın tehdit oluşturduğu vurgulanırken, yaşanmış bazı güncel vakalara da atıfta bulunulmuştur. Raporda, 2012 yılında ''Yeni-Corona'' virüsünden kaynaklanan 6 vakanın görüldüğünden bahsedilmektedir. Bu vakaların ikisi ölümle sonuçlanmıştır.2 Vakaların nerde görüldüğü, ölümlerin nerde yaşandığı ve virüsün kaynağı ile ilgili bilgi verilmemektedir. Sadece hastaların birisinin Almanya'da tedavi sonucu iyileştirildiği belirtilmektedir. Bu görülen Yeni-Corona virüsü ile, 2003'te görülen SARS-CoV virüsü arasındaki temel fark, yeni virüsün insandan insana bulaşma özelliğinin SARS-CoV göre zayıf olmasıydı. Raporda olası salgın seneryosuna baz olarak alınan virüsün özellikleri ve hastalarda görüleceği düşünülen semptomlar ise, bugünkü salgına yol açan Covid-19'nun özellikleri ve yol açtığı semptomlarla neredeyse aynıdır. Bu virüsün ''hızlı bulaşma'' ve ''insandan insana bulaşma'' özelliklerinin olduğu, ayrıca yol açtığı hastalığın, ''kuru öksürük, yüksek ateş, nefes darlığı..'' gibi semptomlar göstereceği belirtilmiş. Nitekim bu özellikler bugünkü salgında enfekte olan hastalarda aynen görülmektedir. Anlaşıldığı kadarıyla, yeni bir virüs salgını konusunda bilim çevrelerinde yeterli veri ve bilgi vardı. Ancak, tehlikenin farkında olan kapitalist dünya devletlerinin çoğunluğu, insanlığı bu olası salgından korumak için gerekli önlemleri almadılar. Bazı ülkeler kendi vatandaşlarını korumak için bazı önlemler almışlarsa da, tüm dünyayı etkileme potansiyeli olan bir salgına karşı, ulusal ölçekli tedbirlerin yeterli olmadığı görülmüştür.3 Küresel bir salgınla mücadelenin en doğru yolu, salgınla, küresel ölçekli bir organizasyon ve ve eylem palanıyla mücadele etmektir. Fakat kapitalist dünya; ne böylesi sosyal ve evrensel perspektife ne de ortak mücadeleyi yürütecek uluslararsı bir organizasyona sahiptir. Var olan Dünya Sağlık Örgütü sadece durum tespiti yapan ve çözümler öneren bir yapıya sahiptir, bu örgütün operasyonel bir niteliği yoktur.

 

Tehditin tek kaynağı doğa mı?

 

Gazeteci-yazar Akdoğan Özkan, T24 sitesinde yer alan ''Koronavirüs üzerinden ABD – Çin savaşları: Salgının kaynağı ABD olabilir mi, Beyaz Saray’a gönderilen dilekçelerde neler var?''4 başlıklı yazısında, ABD vatandaşlarının Beyaz Saraya gönderdikleri iki dilekçeden bahsediyor. Yazar dilekçelerin içeriğiyle ilgili de bilgiler veriyor:

 

''10 Mart 2020 tarihinde Beyaz Saray’ın web sitesi üzerinden imzaya açtıkları dilekçelerinde bu kişiler, ABD’deki biyolojik-savunma temelli bir askeri araştırma merkezinin geçtiğimiz yılki kapatılma kararının ardında hangi gerekçenin yattığını sorarak, merkezdeki laboratuvarlarda gerçekleşen sızıntının Covid-19 virüsü ile ilgili olup olmadığının cevaplanması gerektiğini vurguluyorlardı.'' 5

 

20 Mart 2020 tarihli ikinci dilekçe, birinci dilekçenin içeriğiyle bağlantılı:

 

''Covid-19’un ABD topraklarından kaynaklanmış olabileceğinden şüphe eden imzacılar, bu dilekçelerinde de, salgından birkaç ay önce Wuhan kentinde düzenlenen 2019 Dünya Askeri Olimpiyat Oyunları’na katılan Amerikalı asker sporcuların araştırma merkezinden yayılan sızıntı sonucu enfekte olarak bunu Çin’e taşıyıp taşımadıklarını sordular.'' 6

 

Yurttaşlık bilincine sahip ABD'lilerin kuşku ve kaygıları somut bir temele dayanıyor. ABD'nin Maryland eyletinin Frederick kentinde bulunan ''...ebola, şarbon ve veba gibi hastalıklara yol açan patojen maddelerin da bulunduğu çok sayıda maddenin araştırıldığı, ABD’nin bu en büyük biyolojik savaş araştırmaları merkezi, Fort Detrick "Birleşik Devletler Enfeksiyon Hastalıkları Askeri Araştırma Enstitüsü" (USAMRIID)7 tesisleri, 2018-2019 yıllarında yoğun yağışlar sonucu oluşan sel baskınlarından etkilendi. Tesiste çalışan işçiler 2019 yılının 17 Mayıs'ında ''... merkezin kritik işleve sahip sterilizazyon tesisinin zemin katının sel baskınından etkilendiğini fark ettiler. Burası, merkezin laboratuvarlarındaki atıksuyun işlemden geçirilerek arıtıldığı buharlı sterilizasyon tesisi idi. 25 Mayıs’ta tesisteki depolama tanklarında aşırı yağıştan ötürü sızıntılar meydana geldiği anlaşıldı. 26 Mayıs günü ilgili birimlerde onarımlar başladı.'' 8 Onarımlar tamlanmasına rağmen; 2019 yılının Haziran ayında yapılan teftişler sonucunda sızıntıya neden olacak mekanik zaafiyetler bulunduğu gerekçesiyle, aynı yılın Temmuz ayında alınan kararla, bu araştırma merkezi kapatıldı. İşte dilekçe ile Beyaz Saray'a başvuran Amerikan yurttaşlarını şüphelendiren ve kaygılandıran, bu biyolojik savaş araşatırmaları yapan tesiste yaşanan sel baskını ve sızıntıdır. Ancak ABD'de yaşanan ilginçlikler bununla bitmiyor. Yine Akdoğan Özkan'ın yazısında aktarıldığına göre, Çin'in Vuhan kentinde ''...Dünya Askeri Olimpiyat Oyunlarının açılışının yapıldığı 18 Ekim günü, ABD’nin New York kentinde de bir başka önemli etkinlik düzenleniyordu. John Hopkins Üniversitesi’nin Bill & Melinda Gates Vakfı ile birlikte düzenlediği ve bir tür tatbikat niteliği taşıyan etkinlik, ilginç bir tesadüfle "Event 201A Global Pandemic Exercise" adını taşıyordu.''9

''CDC’den (Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri) sağlık uzmanları ile akademisyenlerin yanı sıra CIA yetkilileri ile bazı Amerikan şirket temsilcilerinin katıldığı etkinlikte, SARS’tan biraz daha öldürücü ve bugüne kadar görülmüş virüslerden çok daha hızlı yayılma yeteneğine sahip olup aşısı bulunmayan bir virüse karşı verilebilecek olası bir mücadelenin simülasyonu gerçekleştirildi. Ölümcül bir virüsün yol açtığı küresel bir pandemi vakasının bir tür "provası" gibi görülebilecek simülasyon çalışması 3 buçuk saat sürmüş ve başarılı bir çalışma gerçekleştirildiği söylenmesine rağmen, simülasyonda 65 milyon insanın hayatını kaybettiği gözlenmişti.''10

Dikkat çekici bir şekilde, Almanya'daki Robert Koch Enstitüsü'nün yaptığı simülasyona benzer bir çalışma, Bill Gates ve eşinin ismiyle anılan bir vakıfında katıldığı bir toplantıda gerçekleştirilmiş. Bu bilgilerden anlıyoruz ki, 2015 yılındaki konuşmasında genel bir virüs salgınından bahseden Bill Gates, 2019 yılında tehdit oluşturacak bu virüs konusunda daha spesifik bilgilere sahiptir.

 

ABD yurttaşlarının bütün bu olup bitenleri sorgulaması ve bilgilendirme talep etmesi elbette doğaldır. Üstelik bu sorgulama ve bilgi talebi sadece ABD yurttaşları adına değil, aslında tüm dünya insanları adına yapılmıştır. Dolayısıyla ABD yönetimi, tamin edici bir açıklama yapma noktasında, sadece yurttaşlarına karşı değil, tüm dünyaya karşı sorumludur. ABD yönetimi bu tesislerden yaşanan sızıntının içeriğini ve etkilerini, bu sızıntının Covid-19 virüsüyle bağlantılı olup olmadığını, keza sızıntının yaşandığı dönemde ABD'de, bu virüsten kaynaklı hastalık vakalarının yaşanıp yaşanmadığını açıklamak durumundadır.

 

Bill Gates 2015 yılındaki konuşmasında gelecekteki salgın riskinin kaynağı hakkında da şöyle bir tesbit yapıyordu: ''Virüsün kaynağı Ebola gibi doğal bir salgın ya da bir bioterörizm olabilir.'' Biyolojik silahların üretimi çok kolay ve ucuz olduğu için, kendi ''davası'' ve sosyal kümesi dışındaki insanları ''yok edilmesi gereken fazlalıklar'' olarak gören terör örgütleri, bu alanda gerçekten büyük bir tehdit oluşturmaktadırlar. Peki ya devletler böylesi bir saldırıda bulunamazlar mı? Ya da, dünyada hegemonyasını sürdürmek ve rakiplerini safdışı bırakmak için her türlü yöntem ve aracı kullanabilecek devletler yok mudur? 11 Bu soruya ''Ama devletlerin yapısı terör örgütlerine benzemez, devletler hukuk ve demokrasi normlarına dayanır'' diye, itiraz edecekler olacağını biliyoruz. Bu itirazlar tümden gözardı edilemez argümanlara sahiptir, ancak; eğer bu itiraz sahipleri bize, kapitalist-emperyalist güçlerin, kâr ve büyüme hırsının ve bu hırs yönünde yapabileceklerinin sınırlarını somut olarak çizebilirlerse, biz de bu devletlerin hukuk ve demokrasi düzeylerini ve biyolojik silah kullanabilmeleri olasılığını net bir yüzdeyle ortaya koyabiliriz.

 

Burada, ABD başta olmak üzere; dünya üzerinde hegemonya peşinde koşan devletlerin suç sicillerini tartışmaya çalışmıyoruz. Ancak, eğer gerçekten insanlığın varlığını tehdit edecek düzeyde büyük bir risk oluşturan virüs salgınlarının kaynaklarının tespitinden ve önleyici karşı önlemlerin gelştirilmesinden bahsediyorsak, gerçekçi olmak zorundayız: Devletler de böylesi saldırılar gerçekleştirebilirler. Kapitalist sistem kronikleşmiş ve giderek ağırlaşan bir ekonomik kriz içindedir. Pazarların ve hammadde kaynaklarının yeniden paylaşımı üzerinde rakip devletler arasında süren mücadele, iki dünya paylaşım savaşının öncesine benzer şekilde kızışmıştır. Makro planda nükleer silah dengesiyle sınırlanmış çok kutuplu düzeni, arka planda, giderek çatışmalı hale gelen kaotik bir yapıya sahiptir. Büyük devletlerin nükleer silahlarla yürütecekleri bir savaş; artık bildiğimiz anlamıyla ''üçüncü dünya savaşı'' olarak değil, ancak bir ''kıyamet savaşı'' olarak nitelendirilebilir. Çünkü, gerçekten böylesi bir savaş sadece iki düşman tarafı değil, tüm insanlığı yok edebilecek bir potansiyele sahiptir. Çernobil kazası bize bu konuda yeterli verileri sunmuştur. İşte bu durum, büyük devletler arasında daha spesifik savaş tekniklerinin kullanılmasını öne çıkarabilir.

 

Dünya nüfusunun giderek yaşlanması, emeklilerin sayısının artması, yedek sanayi ordusunun aşırı büyümesi ve iktisadi faaliyet dışına itilmiş nüfusun (ki kapitalizm açısından bu nüfus artık ''gereksiz bir yığın''dır) sistemin işleyişinin sürdürülmesi açısından ciddi bir sorun oluşturmaya başlamıştır. Pek çok ülkede sağlık ve sosyal güvenlik sistemleri ciddi açıklar vermektedir ve çökme tehlikesiyle karşı karşıyadır. Kapitalist sistemin bu tür sorunları sosyal ve insani bir perspektifle çözme kabiliyeti zayıftır. Bugün yaşanan salgına karşı alınan önlemlerde, bazı ülkelerde yaşlı nüfusun kolaylıkla gözden çıkarılması ve bazı faşist liderlerin ''güçlü olan ayakta kalır'' anlayışıyla soruna yaklaşması, sistemin bu soruna yaklaşımındaki tehlikeyi ortaya sermektedir. Bu yaklaşım bize yabancı değildir, Nazi Almanyası'nın uygulamaları; bu yaklaşımın pratiklemiş örneklerini sunmaktadır.

 

Her ne kadar salgın ilk olarak Çin'in Vuhan kentinde ortaya çıkmış ve bu kentin adıyla dünyaya durulmuşsa da, virüsün kaynağı ve salgının ilk ortaya çıktığı yer konusunda henüz kesinleşmiş bir tespit yoktur. Bu konuda iki farklı görüş vardır. Birinci görüş, virüsün Vuhan kentinde ortya çıktığı, yabani hayvanlardan insanlara bulaşatığı ve oradan dünyaya yayıldığı yönündedir. Özellikle ABD yönetiminin ve basının iddiası bu yöndedir.12 Çin yönetimi ve basını ise, direk olmasa da, virüsün ABD'de ortaya çıktığını ve Çin'ine taşınıp Vuhan kentinde insanlara bulaştırıldığını ileri sürmektedir. Bu görüşün sahipleri bir anlamda salgını, biyolojik bir saldırı olarak kabul etmektedirler. İran biyolojik saldırı iddasını açık olarak dile getirdi. Rusya'nın da, Çin ve İran'ın bu yönlü iddia ve imalarına destek verdiği görülmektedir.

 

Virüsün kaynağı ve yayılma noktası konusunda kesin tesbiti ancak konunun uzmanı bilim adamları yapabilirler.13 Bugünkü teknikle bunu tesbit etmek mümkün müdür? O da ayrıca zor bir soru olarak ortada durmaktadır. Şu durumda, bilim adamları Covid-19 virüsünün Corona virüs ailesinin mutasyona uğramış bir hali olduğu konusunda görüşbirliği içindedirler. Corona virüsü hayvanlar arasında yaygın olan, geniş bir virüs grubudur ve hayvanlardan insanlara bulaşabilir. Bugün yaşanan salgına yol açan Corona virüsünün yarasadan bir başka hayvana, pangoline geçtiği ve mutasyona uğradığı, ondan da insana geçtiği ve geçtikten sonra yeniden mutasyona uğradığı belirtilmektedir. Fakat bu iddialar henüz kanıtlanmış değildir.

 

Bir olasılık olarak, bu virüsün Çin'de ortaya çıkıp insanlara bulaşması ve oradan dünyaya yayılması mümkündür. Çin'in bu konuda ayıplı bir durumu vardır. Çin milyarlarca dolara ulaşan bir kapasiteye sahip olduğu söylenen yabani havan eti ticaretini yasaklamasına rağmen, ortadan kaldıramamıştır. Bu ticaretin süremesini ve giderek büyümesini sadece geleneksel alışkanlıklarla açıklamak mümkün değildir. Kâr ve zenginlik hırsıyla doğanın yağmalanmasına yol açan kapitalist ilişkiler, ne yazık ki, Çin toplumunu da derinden etkilemiştir. Bu kapitalist zihniyet giderek doğanın en el değmemiş noktalarına uzanmış ve karşılığında doğanın gazabını insanlığın üzerine çekmiştir. Çin bu yağmacı kapitalist zihniyeti ortadan kaldırmadığı sürece, halkını ve insanlığı bu tür salgınlardan koruyamayacaktır. Keza dünyaya virüs bulaştıran ülke olma ayıbından ve sorumluluğundan da kurtulamayacaktır.

 

Öte yandan şu gerçekliği de görmemiz gerekiyor: Çin devleti ve halkı; salgına karşı çok güçlü ve kollektif bir mücadele yürütmüştür. Çin'in salgına karşı mücadelesi ''halkımızı koruyacağız'' anlayışıyla, sosyal-eşitlikçi bir temelde şekillenmiştir. Toplum; genç-yaşlı, kadın-erkek, çalışan-çalışmayan şeklinde kategorileştirilmeden, hiç bir ayrıma tabi tutulmadan koruma çemberine alınmıştır. Önlemler ciddiyetle ve -başlardaki hatalar bir yana bırakılırsa- esas olarak şeffaf bir şeklde, halka ve insanlığa karşı sorumluluk taşıyan bir hassasiyetle yürütülmüştür. Bütün bu pratik-politik çabalar, ekonomik alt yapıda gelişmiş kapitalist ilşkilere rağmen, Çin'in sosyal-siyasal yapısında hala güçlü sosyalist değerler taşıdığını göstermektedir. Çin'in salgın karşısındaki mücadelesi ile Batılı kapitalist ülkelerin bu mücadeleleri arasındaki belirgin farkın ortaya çıkmasında; kuşkusuz bu sosyalist değerlerin büyük bir rolü vardır.

 

Diğer yandan; bu virüsün laboratuvarda üretilip biyolojik silah olarak kullanılması olasılığını ya da kazayla bir biyolojik silah laboratuvarından dışaraya sızma ihtimalini de göz ardı edemeyiz. Her ne kadar özellikle Batılı medya organlarında, bu virüsün insan eliyle üretimediği yönünde açıklamalar yayınlanmışsa da, bu açıklamalar tartışmayı kesin bir şekilde sonuca bağlayacak nitelikte değildirler. Bu tartışma ancak, farklı bilim çevrelerinin virüs ve salgın üzerinde yapacakları araştırmalarla bir sonuca bağlanabilir. Kısacası Çin ve onu destekleyen ülkelerin iddiaları hiç de yabana atılmaz. Çinli yetkililerin açıkladığı bir videoda, ABD'li yetkililer, 2019 yılının Sonbahar aylarında ABD'de bu virüsten kaynaklanan ölümler olduğunu açıklıyorlardı. Çin'nin bu konudaki açıklama talebi ABD tarafından henüz karşılanmış değil. ABD'nin kimyasal ve biyolojik silah geliştirme laboratuvarlarının varlığı ile ilgili iddialar da gözardı edilemez.14 Fakat, ABD'ye dönük bu yönlü iddaların dünya kamuoyunda kabul görmesinin esas nedeni; Çin ve diğer ülkelerin iddiaları değil; ABD'nin tarhi boyunca izlediği emperyalist politikaların dünya kamuoyunda oluşturduğu kanaattir. ABD'nin dünya üzerindeki hakimiyetini sürdürmek için her türlü yöntem ve aracı kullanmaktan ve her türlü kötülüğü yapmaktan kaçınmayacağı konusunda, dünya kamuoyunda oluşmuş güçlü bir kanaat vardır. Bu kanaatin nesnel zemini güçlüdür. ABD'nin, atom bombasını sivil insanlara karşı kullanmış dünyanın ilk ve tek ülkesi olması bile, bu kanaatin oluşması için yeterlidir. Bugün ABD küresel hegemonyasını sürdürmek için rakip devletlerin gelişiminin baltalayan ve hatta yıkıma uğratmayı hedefleyen bir strateji izlemektedir. Bir virüs saldırısının bu starteji içinde yer almasını engelleyecek ne olabilir ki? Gerçekten ABD'nin kendi çıkarlarını ne pahasına olursa olsun savunma ilkesi dışında ahlaki, hukuki, insani bir ilkesi var mıdır? Denilebilir ki; ''Ama virüs ABD'yi ve Avrupa'yı da etkiledi.'' Bu sağlam bir gerekçe oluşturmaz. Çünkü her uygulamanın öngörülemeyen etkileri olabilir.

 

Bir dünya iki yaşam

 

Salgın, sosyal konumu ne olursa olsun, dünya nüfusunun tümü için az ya da çok yaşamsal bir tehdit oluşturmaktadır. Dünyanın ücra bir köşesinde, izole bir yaşam alanı oluşturulmadığı sürece, zenginlerin de böylesi salgınların oluşturacağı risklerden tümden kurtulmaları mümkün değildir. Aslında böylesi izole alanlar oluşturulsa bile, bu, riski tümden ortadan kaldırmaz. Fakat her koşulda, tüm sosyal grupların; yaşanacak salgınlardan aynı derecede etkileneceklerini söylemek de doğru olmaz. Yaşanan salgın süreci bu eşitsizliği fazlasıyla ortaya sermektedir. Bir yanda, sağlık kontrolü yapılmadan ve gerekli koruyucu malzemeler sağlanmadan, onlarca hatta yüzlerce arkadaşı ile çalışmak zorunda bırakılan işçiler, emekçiler ve evlerinde kalmaya zorlanan ancak açlık tehlikesiyle karşı karşıya kalan geniş kitleler; diğer yanda; bahçeli, konforlu malikhanelerinde, hiç bir maddi sıkıntı çekmeden kendilerini dünyadan izole ederek yaşayan zenginler. Bu sosyal kesimlerin salgından etkilenme düzeylerinin aynı olduğunu söylemek elbette mümkün değildir. Virüslerin özellikle vücut direnci zayıf olan insanları etkilediği biliniyor. Vücut direncinin ise, sağlıklı beslenme, düzenli sağlık kontrolü, sağlıklı çevre ve barnıma koşullarıyla direk bir bağı vardır. Bu koşullarda virüslerin yol açacağı salgınların en çok yoksul insanları vuracağı çok açık bir gerçekliktir. 15

 

Toplumsal yapının tümden çöküşü ve insan türünün yokoluşu ile ilgili ciddi bir risk doğduğunda, işçi sınıfı ve sermaye sınıfının, aralarındaki çelişkileri geri plana iterek; sosyal-biyolojik varoluş mücadelesinde birleşmeleri mümkündür. Akılcı ve gerçekçi insan yapısı, felaket karşısında böylesi bir ortak mücadeleyi zorunlu kılar. Ancak böylesi bir varoluşsal tehdittin henüz çok açık bir biçimde ortaya çıkmadığı ve salgının toplumdaki alt gelir gruplarını, özellikle de; bu gurupların iktisadi faaliyet dışına itilmiş (emekli, evsiz, işsiz) kesimlerini vurma olasılığının hayli yüksek olduğu durumda; sermaye sınıfı nasıl bir duruş göstercektir? Sermaye sınıfı bu salgını ya da felaketi, etkilenme derecesine bakmadan, tüm topluma yönelmiş ortak bir tehdit olarak görüp, sahip olduğu zenginlik başta olmak üzere, toplumsal birikimin bu fekate karşı mücadelede kullanılması yolunu mu seçecektir? Yoksa, kendi ayrıcalıklı yapısını korumak ve felaket ortamından faydalanıp sermayesini daha da büyüterek, toplum ve diğer uluslar üzerindeki hegemonyasını güçlendirmek yolunu mu seçecektir? Kapitalist toplumun doğası ve bu doğanın bir ürünü olan sermaye sınfının sosyal-kültürel karakteri; bu sorulara net bir cevap vermemizi sağlıyor. Sermaye sınıfı için elindeki sermayeyi ve toplum üzerindeki egemenliğini sağlamanın aracı olan siyasal iktidarı kaybetmek, neredeyse virüs salgınında ölmekten farksızdır. Bu anlamda sermaye sınıfı, son nefesine kadar özel mülkiyetini, ayrıcalıklı ve egemen konumunu sürdürmeye çalışacaktır. Üstelik tümden bir çöküşe yol açmadığı sürece, böylesi kriz dönemleri, özellikle büyük sermayenin büyümesi için muazzam fırsatlar sunmaktadır.

 

Covid-19 salgınına karşı dünya devletlerin açıkladıkları ekonomik koruma paketlerine bakılırsa, bu paketlerin içerdiği mali yardımların büyük oranda yine sermaye sınıflarının desteklenmesine yönelik olduğu görülecektir. Elbette siyasal iktidarlar emekçi ve yoksul halk kesimlerini tümden ihmal edemezler. Özellikle efektif talebein oldukça daraldığı durumda, halka, asgari düzeyde de olsa para dağıtmak zorudadırlar. Ancak, salgın ve eknomik krizden halk daha çok etkilendiği halde, halka dağıtılan bu kaynak, nüfusun çok küçük bir yüzdesini oluşturan sermayedarlara ayrılan kaynaktan çok daha azdır. Gerçi Türk devleti gibi muflis bazı devletlerin, halka, bu miktarı dağıtacak güçleri bile kalmamıştır. Bu devletler tersine kendileri halktan para toplamaya başlamışlardır.

 

Dünya Sağlık Örgütü(DSÖ) Covid-19 salgınını pandemi olarak değerlendirmiştir. Bu değerlendirme salgının tüm dünya için ortak bir tehdit olduğunu anlatıyor. Fakat uluslararsı ilşkilere baktığımızda, kapitalist devletler arası rekabetin ve emperyalist devletlerin hegemonya mücadelesinin, nerdeyse salgından hiç etkilenmeden devam ettiğini görüyoruz. Dünya devletleri, Covid-19 salgını ortak bir tehdit olarak görüp, bu ortak tehdite karşı ortak bir mücadele yürütmüyorlar, aksine kendi aralarındaki mücadele virüse karşı mücadelenin önüne geçiyor. ABD, Avrupa'daki askeri manevralarını ve Irak'taki askeri faaliyetlerini hız kesmeden sürdürüyor. İran ve Küba'ya karşı uygulanan, ilaç ve gıda sektörlerini de etkileyen ABD ambargoları, salgının en ağır aşamalarında bile sürdürüldü. İsrail suikastlerine, İran ve Suriye karşıtı askeri faaliyetlerine yine hız kesmeden devam ediyor. Bu iki ülke, salgının başlagncında Çin ve İran'da yaşanan kayıplar karşısında duydukları sevinci gizleme gereği bile duymadılar. Aksine bu ülkelere karşı propaganda faaliyetlerini arttırdılar. Suudi Arabistan ve müttefiki ülkeler de, Yemen'deki tarafların ateşkesine rağmen ve Yemen halkı virüs salgını dışında, ağır bir açlık kriziyle boğuşurken bu ülkeye karşı hava saldırılarını sürdürdüler.16 Denilebilir ki, virüsün tüm insanlığı yok edecek bir nitelikte olmadığı anlaşılmıştır. Bu nedenle toplumsal ve küresel çelişkilerin çok geri plana itilmesine neden olacak bir durum yoktur. Elbette ki, kapitalist-emperyalistlerin konumundan bakıldığında reel durum böyle yorumlanacaktır. Bu konumdan bakıldığında, ABD'de öleceği öngörülen 100-200 bin insanın, dünya ölçeğinde öleceği öngörülen bir milyona yakın belki de daha fazla insanın, sermayenin çıkarları karşısında fazlaca bir değeri yoktur. Açılktan ve virüsten ölen yüzbinlerce insanı kurtarmak insana onur verir, ancak sermaye sınıfı için insanlık onurunun alınıp satılacak bir değeri yoktur.

 

İnsanlık kavramı, kelimenin gerçek anlamıyla; ortak değerlere sahip bir evrensel kümeyi ifade etmekten giderek uzaklaşıyor. Bu kavram ve onun temsil ettiği sosyal bütün, kaynağını özel mülkiyetten alan ekonomik ve siyasal çıkar çelişkileri nedeniyle; çatışan ve birbirilerine hayli yabancılaşmış olan sınıfların diyalektik birliğini ifade ediyor. İnsanın insan tarafından sömürülmesi ve zenginliğin, iktiarın giderek az elde merkezileşip yoğunlaşmasına parelel olarak büyüyen bu yabancılaşma, insanın ve doğanın tükenişine yol açan bir çürümeye dönüşmüş durumda. Fakat, hayatın diyalektik gelişiminin zorunlu bir sonucu olarak; yaşamın yeniden yeşermesi için gerekli özü de içinde barındıran bu çelişkili bütünlük, ya yaşamın yeni bir mucizevi doğuşuna yol açacak ya da bir kara deliğe dönüşecek. Aslında madde anti-madde çelişkisi içinden filizlenmiş organik yaşamın kendisi doğal bir mucizedir. Yapmamız gereken yaşamı koruyup, onu zorunluklar dünyasından özgürlük dünyasına yükseltmektir. Buna yaşamın ikinci mucizesi diyebiliriz.

 

Bu yazıda daha çok sorunun niteliğine, boyutlarına ve kaynağına değindik. Halen süren virüs salgını, şimdiden ekonomik-sosyal ve siyasal yapıda önemli sonuçlara ve değişimlere yol açtı. Salgın felaketinin yol açtığı değişimler ve uzun vadede yol açacağı etkiler, gelişmeler başlı başına bir yazının konusu olacaktır.

 

Dipnotlar

------------

2Bericht zur Risikoanalyse im Bevölkerungsschutz 2012,  s. 5, 57

http://dipbt.bundestag.de/doc/btd/17/120/1712051.pdf

3Almanya'nın hazrılanan söz konusu bu rapor ışığında hastahanelerini genişletiği, acil servislerin kapasitesini ve hasta yatağı sayısını arttırdığı yönünde haberler basına yansıdı. Almanya'nın salgın karşısında görece başarılı mücadelesi de buna işaret ediyor. Finlandiya'nın 1950'li yıllardan bu yana, savaş ve felaketlere hazırlık kapsamında sağlık malzemesi ve gıda stoku yaptığı ve bu nedenle, özellikle sağlık malzemeleri konusunda bir sıkıntı yaşamadığı yönündeki haberler de basına yansıdı. Singapur'un ise, 2003 SARS salgınından gerekli dersleri çıkarark, olası bir salgına karşı gerekli önlemleri aldığı belirtiliyor. Singapur'un Covid-2 salgınına karşı başarılı bir mücadele yürtümesi de bu görüşü destekliyor. Singapur'un başarısının altında yatan nedeneler konusunda şu yazıya bakılabilir: Singapur korona virüsüyle nasıl mücadele ediyor? Zehra Molho, Gazete Duvar, 04.04.2020

https://www.gazeteduvar.com.tr/forum/2020/04/04/singapur-korona-virusuyle-nasil-mucadele-ediyor/

5Akdoğan Özkan, agy

6Akdoğan Özkan, agy

7Akdoğan Özkan, agy

8Akdoğan Özkan, agy

9Akdoğan Özkan, agy

10Akdoğan Özkan, agy

11İnsanın en büyük düşmanı, bizzat insanın kendisi mi, yoksa virüsler ya da olası doğal felaketler midir? Doğrusu henüz bu soruya kesin bir cevap verecek durumda değiliz. ABD kaynaklı şu haber okunduğunda ne demek istediğimiz sanırız daha iyi anlaşılır: ''ABD merkezli sivil toplum örgütü The National Security Archive, Washington'ın 1960'lı yıllarda Sovyetler Birliği ve Çin'in tamamen yok edilmesi için plan yaptığını belirtti.''

https://tr.sputniknews.com/abd/201809021035010653-abd-sovyetler-cin-nukleer-soykirim-plani/

12İlginçtir, ABD; dünya üzerindeki propaganda aygıtını kullanarak, bir yandan ''virüsün bir laboratuvarda insan eliyle üretilip kimyasal silah olarak kullanıldığı'' tezini dile getiren tüm kesimleri ''komplo teorisi üretmek''le suçlarken, ABD'li ''ciddi'' bir avukat grubu; Çin'e karşı ''biyolojik silah üreterek koronavirüs salgınını yaymak...'', ''...terörizme maddi destek sağlama, ABD vatandaşlarının zarar görmesine ve ölümüne yol açmak için komplo kurmak, ihmal, ölüme neden olmak...'' suçlamasıyla 20 trliyonluk bir dava açtı.

https://www.independentturkish.com/node/154946/d%C3%BCnya/abd%E2%80%99li-avukatlardan-%C3%A7in%E2%80%99e-20-trilyon-dolarl%C4%B1k-dava-kovid-19un-vuhanda-%C3%BCretildi%C4%9Fi

13''Scripps Research isimli araştırma şirketinde evrimsel biyoloji uzmanı olarak çalışan Kristian Andersen’e göre, bu gerçek, virüsün doğrudan yarasalardan insana geçtiği anlamına gelmiyor. Ancak Georgetown Üniversitesi’nde enfeksiyon hastalıkları uzmanı olarak görev yapan Dr. Daniel Lucey’in dikkatini çektiği gibi, söz konusu bulgular, Pazar’ın virüsün yayılmasında rol oynadığına işaret ediyor olabilir. Yine de, virüs buradan yayılmış olsa da kaynağının burası olmadığını Dr. Lucey de özellikle belirtiyor.'' Akdoğan Özkan, T24, 23 Mart 2020,

https://t24.com.tr/yazarlar/akdogan-ozkan/koronavirus-uzerinden-abd-cin-savaslari,25956

14İran gibi Rusya da yasak olmasına rağmen, ABD'nin yaygın şekilde kimyasal ve biyolojik silah araştırmaları yürüttüğünü ve bu silahları ürettiğini iddia ediyor: ''Bazı ülkelerin yeni nesil biyolojik silah üzerinde çalıştığını belirten Rusya Güvenlik Konseyi Başkanı Nikolay Patruşev, ABD’nin Ukrayna ve Gürcistan dahil dünya genelinde 200’den fazla askeri biyolojik laboratuvar oluşturduğunu kaydetti.''

https://tr.sputniknews.com/rusya/201901151037111709-abd-dunya-genelinde-yuzlerce-askeri-biyolojik-laboratuvari-var/

15''Veriler, daha zengin insanların sadece daha fazla iş güvenliği ve faydalarına sahip olmakla kalmayıp aynı zamanda hastalanmaktan daha iyi korunabildiği bir koronavirüs pandemisi tarafından çıplak olarak ortaya konan bir bölünmenin gerçek zamanlı kanıtını sunmaktadır. Salgın çok yeni olduğu için sosyoekonomik durum ile enfeksiyon oranları arasındaki ilişki belirlenememektedir fakat, New York halk sağlığı yetkililerinin yayınladığı son istatistikler de dahil olmak üzere diğer veriler, koronavirüsün düşük gelirli semtleri en sert şekilde vurduğunu gösteriyor.'' Konum verileri her şeyi anlatıyor: Koronavirüs sırasında evde kalmak bir lükstür – Jennifer Valentino-DeVries & Denise Lu ve Gabriel J.X. Dance, sendika.org, 6 Nisan 2020

https://sendika63.org/2020/04/konum-verileri-her-seyi-anlatiyor-koronavirus-sirasinda-evde-kalmak-bir-lukstur-jennifer-valentino-devries-denise-lu-ve-gabriel-j-x-dance-583120/

16Suudi Arabistan öncülüğündeki koalisyondan Yemen'e 50 hava saldırısı, euronews.com, 07.04.2020

https://tr.euronews.com/2020/04/07/suudi-arabistan-onculugundeki-koalisyondan-yemen-e-50-hava-saldirisi