Salı, Ekim 16, 2018

Platzhalter roof5

 

Arama-2

Langfristige Artikel

Box Link

Events

 PANO

 

 

 

 

 

 

 Zonema de Domane ma

 

   
   
   
   

  

Dersimzaza.com'dan kısa bir açıklama

Facebook'ta sitemizin ismi ile benzerlik taşıyan bazı sayfalar görülmektedir. Bu sayfaların sitemizle hiç bir ilgisi yoktur. Sitemizin www.dersimzaza.com adresi dışında internet üzerinde herhangi bir hesabı ya da sayfası bulunmamaktadır.

Kamuoyunun dikkatine sunulur.

Dersimzaza.com

 


 

200'üncü yaşında Marx’ın hayaletleri

 

200'üncü yaşında Marx’ın hayaletleri

Eylül Deniz Yaşar* / Gazete Duvar

05.06.2018

 

Sınıf savaşımı düşüncesini ortaya atan Marx ile birlikte ilk kez dünyayı değiştirmek yükünü omuzlayan felsefe Marx’tan sonra salt bir yorum alanı olmaktan çıkarak gökyüzünde değil, tam da hak ettiği yerde, yeryüzünde bir kavga alanı olma özelliğini kazandı. Ve yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek de buraları terk etmeye hiç niyeti yok.

 

 

Kısacıktır süresi yeryüzünde bir yazın…
…Ama hiç solmayacak sendeki ölümsüz yaz,
W. Shakespeare

 

1818’in 5 Mayıs’ında “16’ncı yüzyılda Macaristan’dan göç etmiş ve haham aileleri soyundan gelen” (1) Marx ailesi, Almanya’nın Trier kentinde yeni doğan bebekleri Karl’ı kucaklarına aldıklarında, bu bebeğin kendisinden bir yüzyıl sonra yaşayacak henüz doğmamış “abisi” Che Guevara’nın deyimiyle “dünyadaki tüm acı çekenleri kapsayabilecek büyük bir etki gücüne sahip” (2) bir fikir ve eylem adamı olacağını nereden bilebilirlerdi? O bebek büyüdü ve insanın emeği yoluyla insanın yaratılmasından başka bir şey olmayan tarihin o sancılı, o coşkulu akışını, en karanlık olduğu lahzada geleceğe ışık tutan bir şimşek gibi çakışını değiştirecek bir yöntemin, hem de o zamana kadar kimselerin adını koyamadığı o yoksul, o baldırı çıplak, o emeğinden başka satacak ve zincirlerinden başka kaybedecek hiçbir şeyi olmayan sınıfın biliminin kurucusu oldu. Evet, o bebek büyüdü ve bir bebekten katil de yaratan bu baş döndürücü yabancılaşma, fetişizm ve şeyleşmenin karşısında şimdi tam 200 yaşında, yok edilmek istendikçe büyüyen koca sakallı bir deve dönüştü. Duvarlara posterlerini asmaktan çekinmedik, sorarlarsa köydeki dedemiz diyecek kadar tanıdık şimdi yüzü…

Aradan geçen iki asır sonrasında, adları, bir daha hayırla anılmamak üzere toplumsal belleğin lüle değil sabır taşından oyma defterine tek tek yazılan hükümdarlar, sermayedarlar ve iktidarlar karşısında, bir dirhem hak için nice bedeller ödeyen her dilden işçilerin, karkerlerin, trabajadorların, travailleurlerin, arbeiterların, al’ajirlerin mücadelesinde payidar kalmayı başaran manidar bir uyumsuzluk, bir baş ağrısı olarak Marx’ın sesi kulaklarda çınlamaya devam ederken emekçi ellerin ürettiği ne varsa kemal-i afiyetle yiyen efendilere ürperti veren hayaleti her şeyin kendi karşıtına gebe olduğu çağımızda dolaşmaya devam ediyor ve soruyor: “Burjuvazinin, bireyleri ve halkı, kan ve pislik içinde süründürmeden, sefalet ve aşağılanma çektirmeden bir ilerleme gerçekleştirdiği hiç görülmüş müdür?” (3)

GÖÇEBE, SÜRGÜN, KAVGACI

Tarihin itici gücü olarak sınıf savaşımı düşüncesini ortaya atan Marx ile birlikte ilk kez dünyayı değiştirmek yükünü omuzlayan felsefe Marx’tan sonra salt bir yorum alanı olmaktan çıkarak gökyüzünde değil, tam da hak ettiği yerde, yeryüzünde bir kavga alanı olma özelliğini kazandı. Ve yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek de buraları terk etmeye hiç niyeti yok. Her ne kadar akademik felsefede Marx’ın adı sessizlik toprağına gömülmeye çalışılsa da -biz Althusser’in yalancısıyız!- kapitalist üretim tarzının bilimsel bir analizini sunan Marx’ın Engels ile birlikte kaleme aldığı Komünist Parti Manifestosu bugünkü dünya düzeninin de bir manifestosu olma anlamını taşıyor. Öyle ki, matematiği ve Marksizmi insana güç veren 3-M’den ikisi sayan Marksist matematik dehası Struik’in veciz sözleri ile Manifesto “İnsanın insan tarafından sömürülmesinden arınmış bir dünya için verilen savaşımda, yeni kuşaklara düşünce berraklığı ve eylem arzusu esinlendirerek yaşıyor.” (4)

Marx, idealist ölü toprağının altından çekip çıkardığı felsefesi ile tutarlı bir hayat yaşadı ve aynı sadelikte yaşama gözlerini yumdu. Zira 1832’de Feuerbach’ın kürsüden uzaklaştırıldığı, 1841’de Bruno Bauer’in ders vermesinin yasaklandığı bir dönemde hükümetin gerici politikalarına karşı Marx da doktorasını tamamlamış olduğu halde akademik kariyer peşinde koşmamış ve 1842’de Bauer ile birlikte daha sonra Prusya kralı tarafından büyük sansür saldırısı ile karşılaşacak olan “Rheinische Zeitung” adlı muhalif bir gazete için yazı yazmaya başlamıştı. Kaleme aldığı Basın Özgürlüğü Üzerine adlı metninde “genel anlamda basın, insan özgürlüğünün gerçekleşmesidir.” diyordu. Marx’ın, basının “basın olma” niteliğinin “özgürlük” niteliğine doğrudan bağlı olduğunu dolaysız şekilde vurgularken bugünkü basının verdiği özgürlük mücadelesine de adeta o zamandan çubuk büktüğünü de bu yazıda vurgulamak ayrıca anlam taşıyor.

O, tam da iki yüz yıl öncesinin vahşi kapitalizm koşullarında işçi sınıfını örgütlemek adına Avrupa topraklarında göçebe bir hayat yaşadı, başyazarı olduğu gazetesi kapatıldı. Paris, Brüksel, Londra; üst üste sürgünler, gittiği her yerde yurtsuz bir yabancı… Cebinde tek kuruş olmaksızın gittiği ve ömrünün geri kalanını en yoksul semtlerinde geçirdiği İngiltere’nin son büyük sürgünüydü. Ekonomik sıkıntılar nedeni kısa sürede üç çocuğunu kurban verdiği ve her zaman “barbarlık” olarak tanımladığı kapitalist düzene olan öfkesi bir aydın öfkesi değil, sistemin en alt sınıfından yoksul bir emekçinin en doğal sınıf öfkesiydi. “Ücretli emekçi, yalnızca kendi emek gücünü satarak yaşar.” (5) Marx, tam da bu tanımında olduğu gibi bir ücretli emekçiydi ve kendi sınıfının mücadelesini veriyordu. Bu nedenle insana yönelik hiçbir şeye yabancı olmadan yaşayan, böyle yaşamak zorunda kalan, sınıf mücadelesine uzak ve rahat bir yaşamdansa böyle bir yaşamı sürmeyi kendi tercihinin ak cefası olarak göze alan Marx’a 200’üncü yaşında sahip olduğu tüm sıfatlardan en öncesi ve özcesi bir devrimci olarak anılmak yaraşır.

Ancak elbette ki bu zorlu yaşam koşulları içinde bileylenen emekçi ve devrimci varoluşunun yanı sıra toplumbilime yaptığı muazzam katkıları ile onu bir bilim insanı olarak anmaktan imtina etmemek gerekiyor. Marx, ateşli bir kavga insanı olmanın yanı sıra anadili Almanca dışında Yunanca, İngilizce, Latince, Fransızca, Rusça ve İtalyanca okuyan ve derin bilgisini insanlığa adayan büyük bir düşünür, hukukçu, felsefe doktoru, iktisatçı ve tarihçidir de. Dolayısıyla, Marx’ın günümüzde oldukça basit argümanlarla itibarsızlaştırılmaya çalışılması, hem çok çeşitli disiplinleri dikey kesen teorik birikimi hem de döneminin toplumsal olaylarına aktif katılımı ve işçi sınıfının örgütlenmesine yönelik yoğun siyasal pratiği göz önünde bulundurulduğunda hakkaniyetten ve hakikati yakalamaktan uzak sığ yaklaşımlarla sınırlı kalmaktan öteye gidememektedir.

YARIN NE KADAR SÜRER?

Kendisini genişleten bir değer olarak sermayenin “yalnızca sınıf ilişkilerini değil, emeğin ücretli-emek biçiminde var olmasına dayanan belirli nitelikte bir toplumu da kapsadığını” (6) ortaya koyan Marx, bir bilimsel yöntem olarak tarihsel materyalizm aracılığı ile öncelikle bugüne bakarak dünü anlamanın ve dünden bugüne değişmekte olan üretim araçlarının gelişim yasasının bugünden yarına akan tarihsel süreçte hangi dinamiklere gebe olduğunun yol haritasını çıkaran bir yöntem bilimci idi. Geçmişten geleceğe vaaz veren bir kâhin olduğunu hiçbir zaman iddia etmedi.

Matematiksel El Yazmaları’ndan Alman İdeolojisi’ne, Grundrisse’den, Gotha Programı’nın Eleştirisi’ne ve sonunda “burjuva toplumunun temel koşulunu, emeğin doğrudan değişim-değerini, yani parayı üretmesi; sonra da doğrudan emeği, ancak işçinin bizzat kendi etkinliğini değişimde devretmesi yönünden işçiyi satın alması.” (7) yönüyle ortaya koyduğu Kapital’e kadar çok yoğun bir düşünsel emeğin, sayısız matematiksel iktisadi hesabın, 18. Brumaire ile Fransa’da Sınıf Savaşımları gibi dönemin toplumsal olaylarına yönelik somut tahlillerini içeren ve güncelle sınırlı kalmayıp kapsamlı bir tarih okuması ile beslenen bir araştırmacılığın üzerine işçi sınıfının kapitalist toplumun dönüştürülmesindeki öncü rolünü açığa çıkardığını unutarak Marx’ı kaba determinizm ile suçlamak da, ondan eğer bahsettiği gibi bir işçi sınıfı varsa bugün-hemen-şimdiye kadar çoktan yaşanması gerektiği düşünülen (!) bir takım toplumsal dönüşümlerin halen yaşanmamış olmasının günahını çıkararak hep daha fazlasını beklemek ve gerçekleşmeyen bu daha fazlası üzerinden sürekli onu yargılamak abesle iştigaldir.

Kapital’de geliştirdiği meta fetişizmi kuramı bugün öyle farklı boyutları ile doğrulanmaktadır ki başka birinin gücüne tabii halen gelen öznenin, bir meta-özneye dönüştüğü bu çılgın yabancılaşmanın toplumsal karşılığı olarak zenginleşmeye müsait bir kuram olarak karşımızda durmaktadır Zira Marx’a göre emek gücü, insanın kendisinde bulunan ve hangi türden olursa olsun bir kullanım değeri üretirken harcadığı zihinsel ve fiziksel yetilerin toplamıdır. “Her şeyin metaya dönüştüğü ekonomik yapıda emek-gücü de bir metadır. Emekçi, emek-gücünü kapitaliste satmaya mecburdur çünkü emek-gücü satmak zorunda olduğu tek metadır.” (8)

Dikkatli okurun gözünden kaçmayan eksik bıraktığımız bir noktayı yazının sonunda tamamlayalım: Matematik dehasının insanı ayakta tutan 3-M formülünün bir M’si Matematik, diğer M’si Marksizm ise diğer M ne oluyor? Hayatı boyunca evli kaldığı eşine sevgisi bilinen Struik’in üçüncü M’sinin İngilizce’de “Marriage” kelimesinde karşılık bulan evlilik olduğunu söylemeden geçmeyelim. Ve gelelim yazının başında burjuvazinin vaadine dair Marx’ın sorduğu sorunun cevabına. Malumun ilanına ne hacet, o sorunun cevabı da okuyucuya kalsın… 1818’den 2018’e Marx’ın hayaletleri berhudar olsun!

(1) Kızılçelik, S. (2013). Marx’ın Sosyolojisi. Ankara:Anı. S.54

(2) Che Guevara, E. (2008). Marx&Engels. (Ş. Gülmen Çev.) İstanbul: Nokta Kitap. S. 70

(3) Marx, K. (2011). Gazete Yazıları: New York Tribune İçin Gönderilmiş Yazılardan Seçmeler. (M. Erdost Çev.). Ankara:Sol. S.94

(4) Struik, D.J. “Sunuş: Komunist Manifesto’nun Doğuşu ve Tarisel Önemi”. Marx, K., Engels, F. (2005). Komunist Manifesto ve Komunizmin İlkeleri. (M. Erdost Çev.). Ankara: Sol. S.85

(5) Marx, K. (1990). Kapital: Ekonomi Politiğin Eleştirisi II. (A. Bilgi Çev). Ankara:Sol. S. 202

(6) Marx, K.(1974). Grundrisse: Ekonomi Politiğin Eleştirisi İçin Ön Çalışma. (S. Nişanyan Çev.) İstanbul:Gerçek. s.351

(7) Marx, K.(1974) Grundrisse: Ekonomi Politiğin Eleştirisi İçin Ön Çalışma. (S. Nişanyan Çev.) İstanbul:Gerçek. s.148

(8) Marx, K. (2010).İktisat Üzerine. (A. Çakıroğlu Çev.) İstanbul: Belge. S.44

*Video aktivisti

 

Leave your comments

0
terms and condition.
  • No comments found