Cumartesi, Ağustos 18, 2018

Platzhalter roof5

 

Arama-2

Langfristige Artikel

Box Link

Events

 PANO

 

ADEF; HALKLARIMIZA ÇAĞRIMIZDIR !!!

 

Dersim ateşler İçinde,
Dersime ses verin !!!

 

Dersim de Ovacık, Çemişgezek ve Hozat arasında bulunan Bozan Yaylası, Zoğar, Dereköy, Kozulca, Koçkozulca, Zengi, Değirmendere, Dündül deresi ve geyiksuyu bölgelerinde yapılan askeri operasyondan sonra başlayan orman yangınları, rüzgarında etkisiyle binlerce hektarlık alana yayılarak devam etmektedir! Yaşam alanlarımızı içinde bulundurduğu canlı ve cansız varlıklarla birlikte yanıyor.

Dersim’de doğa, doğal alanlar ve hayvanlar kasten yok edilmekte ve telef edilmektedir.
Dersim’deki ormanlar yanıyor ve Munzur’un eşsiz bitki örtüsü ve hayvanlar alemi büyük bir tehlike altındadır.

Orman yangınları devlet tarafından kasten çıkarılmaktadır. Gayri resmi söylemlerde bunların gerillaların takibini kolaylaştırma amaçlı olduğu iddia edilmektedir. Gerçekte ise bu orman yangınlarıyla Dersimlilerin bütün kültür ve yaşam temelleri yok edilmektedir.
Bu yöntem yeni de değil. Dersimlilerin bu konuda uzun ve acı bir geçmişi vardır. 1937/38 yıllarında Dersimliler soykırım yaşadı. Yaşam alanlarını (Köylerini) tekrar kurduklarının ertesinde 90 yıllardan itibaren yeni baskı yöntemlerine maruz kaldılar.

Köylüler köylerinden uzaklaştırılıyor, ormanlar ateşe veriliyor, doğal alanlar barajlarla yok edilmekte ve siyanürle altın arama faaliyetleriyle zehirlenmektedir. Kutsal Munzur Çayının doğası bozularak, ölümüne sebep olunmaktadır.
Bölgenin bombalanmasından dolayı çıkan orman yangınları halihazırda büyük bir alanı sarmış durumdadır. Son iki üç yıl içerisinde çıkartılan orman yangınlarında yok edilen ormanlık alanın kaç hektar olduğunu kimse bilmiyor.

Bu politikadan derhal vazgeçilmelidir
Sesimize ses verin
Yangınları durdurun.

Bu anlamda Ülkede, DERSİM’de ve Avrupa’da yapılacak eylem ve etkinliklere katılım yapalım destek sunalım.

AVRUPA DEMOKRATİK DERSİM BİRLİKLERİ FEDERASYONU (ADEF)

   
   
   
   

  

Dersimzaza.com'dan kısa bir açıklama

Facebook'ta sitemizin ismi ile benzerlik taşıyan bazı sayfalar görülmektedir. Bu sayfaların sitemizle hiç bir ilgisi yoktur. Sitemizin www.dersimzaza.com adresi dışında internet üzerinde herhangi bir hesabı ya da sayfası bulunmamaktadır.

Kamuoyunun dikkatine sunulur.

Dersimzaza.com

 


 

İNSANLIĞIN YARASI ŞENGAL

 

İNSANLIĞIN YARASI ŞENGAL

 

Hiç bir zaman hafızamdan silinmeyen bir görüntü acı kafilesinin bir insan seli gibi Şengal dağından ovaya doğru akmasıydı. Binlerce insan yurdunu terk edip cehennemden kaçar gibi kaçıyordu.

 

 

Şengal, dünyanın bağrına açılan bir yara gibidir. Bir yanı Musul ovası, bir yanı Rojava ovası, iki ova arasında derince açılan bu yaradan, insanlığın kanı toprağın kurumuş dudağına sızar. İşte Êzîdîler o yaranın kavmidir. Bir halk niye gidip insanlığın yarasını kendine yurt edinsin demeyin, bazen yarayı kendine mesken etmek bir yazgıdır. En çok yara alanlar, yaralı coğrafyalara meyil eder. Belki iyileşmek, belki de iyileştirmek ister insan, zira yara almış bir insanı, ancak yaralı zamanlardan geçen mekanlar anlar. Şengal dağı da öyle bir mekandır, o dağ hep vakur, hep tedirgindir, her an bir ejderha üstünden uçacak ve ağzından püskürttüğü alev ile her yeri küle çevirecekmiş gibi ürkektir o dağ. O dağ güneşe tapan halkın ana yuvasıdır, baba ocağıdır. Vakti zamanında cengaverlerin isyanına, zalimin zulmüne, hainin ihanetine, acıdan saçını yolan kadınların ağıdına mekan olmuş buralar. Mekanın da ruhu var, mekan da kendince bir dil yaratıp insan benliğine hitap eder. Şengal ‘e bir incir ağacının gördüklerini bir insan olarak tahayyül bile edemezsiniz . Şayet Şengal’deki ağaçların ayakları olsaydı arkalarına bakmadan yaşanmışlıkları kaldıramadıkları için giderlerdi demekten kendimi alıkoyamıyorum.

 

Şengal’i adımlarken kendinizi yeni ana olmuş bir kadın gibi hissedersiniz, her an beşiği bir uçurumdan düşecekmiş korkusuyla yaşayan toy bir ana olursunuz. İnsan Şengal’de yürür

ken tuhaf sesler duyar, sanki yerin altından bir ağıt yakılıyormuş gibi hissedersiniz. Toprağın altında kuşlar öter. Bastığın zeminin derininde ateşin çığlığı duyulur. İşittiğin her ses, seni soyunun ağıdına ve ağrısına meyman eder… Kadirşinas bir sızı kalbini hiç terk etmez, sen acıya ve merhamete aşina olmayıncaya kadar gitmez o sızı… O zaman anlarsın ki mekanın da hafızası var. Yüz yıllardır yaşanmışlıklar toprağa, suya, havaya, ateşe ve insana geçirir efsun ve ahusunu.

‘Önce 72 millete sonra bana’

Êzîdîler ki yüzünü güneşe çevirip kendinden önce herkesin ölüsü ve dirisine dua eder, en son da kendine dua eder. Gelin görün ki “önce 72 millete sonra bana” diye duasına başlayan bu ateş kavmine en kötücül beddualar reva görülmüş tarih boyunca. En çok da Osmanlıların mavi üniformalı askerlerinin hışmına uğramıştır bu coğrafya, bu yüzden hala mavi giymeyi haram sayar Êzîdîler. Arapların kuşatmasında inançlarını koruma adına kendini dünya karşısında tecdit eden bu halk, hiç bir zaman doğru anlaşılmadı. Maddenin cazibesine kapılan ınsanlık, Êzîdilerin manasını bilmeden yaşadı. Yaşamın sırlarını öğreneceğimiz bir halka en çok ölümün yakıştırılması insanlığın ifadesiz ironisidir. En çok ölen ve öldürülen bir halkın ölüme inanmaması tuhaftır ama gerçek odur ki Êzîdîler, ebedi ölüme inanmaz. Onlar, ölüme “Kiras gûhartin” (Elbise değiştirme) derler. Bu yüzden onlar ölülerini değerli eşyaları ile birlikte gömerler. Ölünün ahiret kardeşi belirlediği kişiye “Birayê Axiretê” derler ve ölünün maddi manevi varlığını ona emanet ederler. Emanete hiyanet edilemeyeceğini Êzîdîlerden öğrenme mütevaziliğini ve erdemini gösteremedi insanlık. “Bir ülkeyi tanımak istiyorsanız, o ülkede insanların nasıl öldüğüne bakın” demiş Albert Camus. Doğru demiş. 73 fermanın geçtiği bu coğrafyada kaderi ile ölen insan sayısı azdır. Zira Êzîdîler, ölmemiş, ölüme inanmamış, öldürülmüş…

İnsanlığın yarası Şengal

En son 2014 yılının 3 Ağustos’unda DAİŞ güruhunun gerçekleştirdiği fermanda insanlık gördü ki ,kirpikleri ölü askerler gibi savaş meydanı olan kanlı yanaklarına dökülüyor. Bu ferman, insanlığın en büyük sınavlarından biriydi. 21. yüzyılın en acımasız, en vahşi saldırısını insanlık; adına dünyanın en merhametli halkı olan Êzîdîler göğüsledi. Büyüklük denilince ellerini göğsüne vurup (Ben ben) diyen devletler insanlık sınavında; sınıfta kalmış, olabildiğince küçülmüştü. Yine her zamanki gibi egemenler kör ve sağır rolünü yaparken ihanete meyilli KDP de kendi savunmasında olan Şengal’i basit hesaplarına kurban etmeyi tercih etmişti. Şengal’de yaşananlar düşünülen ve duyulandan çok büyüktü. Ve hiç bir omuz kendini bu yükü kaldırmaya hazır his etmiyordu.

Coğrafyası insanlığın yarası gibi olan Şengal, bir başına kalmıştı. Bütün dünya yaradan sızan kanı izliyordu ama kimsenin aklına yarayı bağlamak gelmiyordu. Kapitalizmin soğuk yüzü, ateş kavminin yürek yangınını donuk bir halde izliyordu. İnsan olanın havsalası yaşananları kaldırmıyordu. Anlamın zerresi için bile dilenci olup anlam dilenebilirdi insan. O günlere dair

Hiç bir zaman hafızamdan silinmeyen bir görüntü acı kafilesinin bir insan seli gibi Şengal dağından ovaya doğru akmasıydı. Binlerce insan yurdunu terk edip cehennemden kaçar gibi kaçarken bir kaç gerillanın ise acı kafilesinin geldiği yerlere doğru yürümesi hayatın kahramanlara yalnızlıklarını hatırlattığı zamana tekabül ediyordu. Çatık kaşlı esmer gerillaların elinde sadece bir kaç insana yetecek kadar su vardı ama yürekleri bir kin deryası gibiydi. Kızıl perçemli, uzun örüklü kadın gerillalar, yaraları sarıp toz bulutu içinde Şengal dağına ilerliyordu. Herkesin fellik fellik kaçtığı ateşe, dalmanın erdemi, bir tek PKK militanlarına nasip oldu. Bütün insanlığın alnını arşa kaldırma görevi yine o, militanlara kalmıştı. Ve yine dünya, Êzîdî halkının merhameti yüzü suyu hürmetine dönüyordu…

5. yılda Şengal fermanı ve ihanet

Rauf KARAKOÇAN

Êzîdîler, tarihin en eski inancını ve kültürünü günümüze kadar taşıyan küçük bir topluluktur. Kendi halinde, içe kapanık, kapitalist modernitenin fazla diş geçiremediği, gelenekçi toplumsal özeliklerinin baskın olduğu azınlık bir inancın temsilcileridir. Êzîdîlerin tarihi bir nevi fermanlar tarihidir. Katliam, soykırım, jenosit uygulamalarına maruz kalmış ve bitişin eşiğine kadar gelmişlerdir. 73. Ferman ise topyekûn imhayı esas alan bir ferman olmuştur.

Şengal Êzîdîleri sayıca az, dört tarafı Araplarla çevrili çölün ortasında küçük bir dağ parçasında ve eteklerinde yaşamlarını sürdürmektedirler. Her zaman tehlikelere açık durumdadırlar. Kendilerini savunmadıkları için dışa bağımlı kalmak adeta kaderleri olmuştur. Bu rehavet durumu ve dışa bel bağlamaları, öz savunmadan mahrum olmaları sonucu tarihlerindeki en vahşi fermana maruz kalmışlardır. DAİŞ çeteleri 3 Ağustos 2014 tarihinde Şengal’e saldırdığında önüne ne kattıysa imha etmeye başladı. Bu kadim kültürün ve inancın günümüze taşıyıcısı ve temsilcisi olan Êzîdîleri âdete yerden biçercesine önüne katıp yerleşim alanlarından söküp çıkardı. Bir koca çınarın kökünden sarsılarak topraktan sökülüp atılmasına bezer bir durum yaşadılar. Kurumaya yüz tutmuş bu asırlık çınarın yeniden yeşertilmesinin aslında mucize kabilinde bir müdahalenin sonucu olduğunu mutlaka akılda tutmak gerekir.

PKK müdahalesinin anlamı günümüzde de yeterince anlaşılmamaktadır. Oluşturulmak istenen yanlış, yanılgılı ve maksatlı algı operasyonları ile müdahaleyi boşa çıkarmak istediler. PKK’nin Şengal’e müdahalesi ve Êzîdî fermanının önünü alması sıradan bir müdahale olmayıp insani, ahlaki, tarihsel toplumsal, siyasal ve askeri anlamı olan bir müdahaledir. Şengal üzerinde basit çıkar hesapları olanların anlamadığı, anlamak istemediği türden bir müdahaledir. PKK, direniş ruhunu bu topraklara taşımıştır. Êzîdî tarihinin akışını değiştirmiştir. DAİŞ çetelerini Şengal’den söküp atmıştır. Bunun için 300 civarında şehit vermiştir.

Şengal fermanı 5. yılına girerken bazı gerçekleri tekrarda olsa inatla ve ısrarla söylemeye devam edeceğiz. Fermanı gerçekleştiren DAİŞ insanlık suçu işlemiştir, KDP’de DAİŞ’in suç ortağıdır. Çocukları, kadınları-kızları, yaşlıları, hastaları, bir bütün Êzîdî toplumunu savunmasız bırakarak DAİŞ barbarlığının insafına terk etmiştir. Êzîdîlere ihanet ederek en büyük suçu işlemiştir. Bu suçun hesabını mutlaka vermeleri gerekiyor. Şengal fermanını tarihe not düşmek açısından eli kalem tutan, namuslu, dürüst, tarafsız her insanın varacağı sonuç budur.

Fermanın felaketi tahmin edilenden de büyüktür. Toplu katliamlar, tecavüzler, kaçırılan kadınlar, köle pazarlarında satılanlar, Musul meydanında diri diri yakılan kadınlar, devşirilen ve savaştırılan çocuklar, psikolojisi çökmüş bir toplum. Hayatta kalanların sağlık, eğitim, barınma, beslenme sorunları çözüm bekliyor. Hal böyleyken ve her konuda yardıma muhtaçken Êzîdîler üzerinden oyunlar oynanmaya devam ediliyor.

KDP, bu fermanda kendi sorumluluğunu görerek samimi bir özeleştiri vermesi gerekirken tam tersine Êzîdîleri kendi siyasi çıkarlarına kurban etmeye devam ediyor. Ferman sonrası bir şekliyle, alavere-dalavere yöntemlerle, rica-minnetlerle tekrardan Şengal’e yerleşerek ihanetçi pratiğine yenilerini eklemiştir. Türk devletinin desteğini alarak, Roj Peşmerge çeteleriyle birlikte Xanesor’a saldırmış ve 11 PKK ve YBŞ  savaşçısını katletmiştir.

PKK’nin Şengal’den çıkması için kara propagandaya başlayan KDP, faşist Türk devletinin hava saldırılarına davetiye çıkardı. Gerilim ve gergin bir ortam yaratarak Şengal’e geri dönüşleri önledi, ambargo uyguladı, gıda, ilaç ulaşımını engelledi, açlıkla terbiye etmeye çalıştı. Şengal’e gönderilen milyarlarca dolarlık dış yardımı kendisine aldı.

KDP Şengal’i kendi mülkü, Êzîdîleri de müridi gibi görmektedir. Êzîdîlerin iradesine, öz gücüne saygısızca davranarak kendisi dışında kimsenin yönetmesini istemiyor. PKK’yi Şengal’den çıkarmak için ihanette sınır tanımayan KDP, bir gece ansızın sessiz sedasız Şengal’i terk ederek Heşdi Şabi güçlerine devretti, Êzîdîleri bir kez daha savunmasız bıraktı.

KDP şimdi de boş durmuyor, sırtını Türk devletine dayıyor. Medya Savunma Alanları’nda işgalci Türk ordusuna destek veriyor, Şengal için karanlık planlar geliştiriyor. Êzîdîlerin çaresizliğini de kullanarak kendisine zemin oluşturmaya çalışıyor. Êzîdî toplumu bu gerçeği görmeli, fermanın 5. yıl dönümünde tekrar tekrar sorgulamaları gerekiyor.

Şengal şehitleri başta olmak üzere tüm ferman şehitlerini saygıyla anıyoruz, ihanetin hesabı mutlaka sorulmalıdır diyoruz.

Leave your comments

0
terms and condition.
  • No comments found